Foto Galeri
Giriş Formu
Ziyaretçi Sayımız
Kimler Sitede
Şu anda 6 konuk çevrimiçi
Sitede Ara
Paylaşın
İngilizceye Çevir
Şairlerimiz
Pazar, 14 Mart 2010 22:30
Yahyalılı Şairlerimiz
Sadık Dede (İpekçi)(1854-1914)
1270(M.1854)'de doğmuş, 1330 (M.1914)'de vefat etmiştir. Ana adı Dudu, baba adı Halil olan şairin Sadık Dede mahlası ile yazdığı şiirler ne yazıkk ki kaybolmuştur. Ancak çok sevilen "Horoz Kayası" adlı şiiri ile değişik şiirlerinden bir iki dörtlük günümüze ulaşmıştır.
Horoz Kayası
Çokça mağrurlanma Horoz kayası
Sur-u İsrafil'i duyarsın birgün.
Mağrur olanların hasmı Allah'tır
Hallac-ı Mansur'a dönersin birgün.
Görmen mi karşına kale yapılmış
Emri Hak'la hep daşları dökülmüş
Hicret edip ahalisi çekilmiş
Düz ova şekline girersin birgün.
Etrafı cihanın ya neden çukur
Altın, gümüş sanma madenin bakır
Herşeyi nakşi fenni fin nukur
Toz olur havada dönersin birgün.
Tevfik Efendi
Birkaç vilayette namın gezerdi
Elvan türlü yazıları yazardı
Nice alimlerin hükmün bozardı
Kul elinden getti Tevfik Efendi.
Muavin, mustantık keşfe geldiler
Köylülerden birer birer sordular
Gusledip defnine karar verdiler
Kul elinden getti Tevfik Efendi.
Gelin
Gelip geçtiğin Kössüoluğu
Gonup göçtüğün Yılandeliği
Yok mu heybenizde çörek beliği
Nereye gidiyon ey nazlı gelin?
Ayrılık
Suna boğazı da bir hayli çeker
Kürsiyen'e vardım göç gater gater
Eşinden ayrılmış bir keklik öter
Eşinden ayrılanın hali böylolur.
Erenler
Cem olmuş oraya oniki pirler
Bir taraf durmuşlar,kırklar yediler
El sürme harama gayri dediler
Gösterdiler bana Hızır İlyas'ı.
Aşık Şemsi(Abdullah Bahçıvan)(1904-1991)
1904 Yılında Yenice mahallesinde doğan Abdullah Bahçıvan evlerde, çocuklara namazlık sureleri okutur, zaman zaman da nazım şeklinde nasihatler yapardı. Tasavvuf, tarikat ve sosyal muhtevalı şiirlerini, piyasa destanı haline getirerek halkın istifadesine sunan şair, Şemsi mahlasını kullanmıştır. Geçimini çiftçilik ve bahçecilik ile temin eden Aşık Şemsi, 18 Mayıs 1991 günü hayata gözlerini yummuştur.
Nasihat
İslam'ın binası savm ile salat
Zenginsin efendi et haccı, zekat
Aşk ile demezsin bir kez şehadet
Bilirsin Şeytanı,cini müslüman.
Anneyi babayı durmayıp döver
Küfreder din, iman, mezhebe söver
Bir de adam sanıp kendini över
Yürü cehenneme , cani müslüman.
Mazlumu ağlatır zulmü sayarsın
Eğriye yardımda dinden kayarsın.
Hadis-i Peygamber vardır, duyarsın
Git sor bir alimden, onu müslüman.
Yılan gibi olup gel soğuk durma
Akrep gibi olup tenimi vurma
Maymun gibi olup oyunlar kurma
Mizana çekerler seni müslüman.
Müzevir, münafık, şeytan askeri
Kapı dinleyenler sağırlık karı
Şerre varır düşer hayrın firarı
Gönlüne doldurmuş kini müslüman.
Kelp ahlaklı olma, insanı kapma
Tilki gibi olup hileye sapma
Yalan şahitlikle gel hatır yapma
Kaptırma şeytana dini, müslüman.
Öküz gibi olup kimseyi süsme
Az bir şeye hemen darılıp küsme
Besmelesiz hiçbir mal yüzüp, kesme
Boşa akıtma o kanı, müslüman.
Şemsi cevher satar alan var ise
Dinleyin ağalar, kalan var ise
Din doktoru vardır, bilen var ise
İlacımız tıbbi, fenni müslüman.
Aşık Şemsi
H.Hasan Dinç (K.S.)(1914-1987)
Yahyalı'nın manevi mimarlarından olan H.Hasan Dinç, aynı zamnda dini, tasavvufi şiirleriyle de tanınmaktadır. Aruz ve hece veznini başarılı bir şekilde kullanan şair, daha çok uyarı ve irşada yönelik dörtlükler söylemiştir. Kalemdar mahlasıyla yazdığı şiirlerinin bir bölümü "Dergahtan Dür Daneleri" adlı kitapta toplanmıştır.
İmanla Gitmek En Büyük Arzu
Almış emraz bütün dışı, içimi
Allah'ım el-aman affet suçumu,
Ahrete imanla gönder göçümü
İman korkusundan duramaz oldum.
Benlik Büyük Tehlike
Kardeş gel benliği bırak
Gerek, gayet temiz yürek
Yakın sanma yol çok ırak
Tedarikin görmek lazım.
Olgunluk Şöhretle Değil
El gördülük yaptın amel
Buzdan kurmuş idin temel
Şöhret ile olmaz kemal
Evlerimi yıktın nefis.
Tevazu ve Gönül Yapma
Mecliste engine otur
Gönül kırma, yap hep hatır,
El suçunu edin setir
Pek ala hoş ahlaktır bu.
İhvanın Derdiyle Hemdert
Kiminiz eviyle etmiyor geçim
Ailesi ağlar ne ola suçum
Düşündüm sizleri, ağardı saçım
Soğuk vurdu bahçem, gülüm kalmadı.
Ve Reçete
Evvela ilim olmalı
Amel nehrinden dolmalı
İhlas bahrine dalmalı
Bu işe ihtimam gerek.
H.Hasan Dinç
Aşık Elvan (Ali Yıldız) (1929-1979)
Baba adı Emrullah, ana adı Nazlı'dır. 3 Temmuz 1929'da doğan şairin ailesi Kars'ın Arpaçay ilçesinden gelerek Yahyalı'nın Seydili mahallesine yerleşmiştir. Uzun süre Yahyalı cezaevinde gardiyan olarak görev yapan Aşık Elvan, dışarıdan gelen aşıklarla kahve sohbetlerinde bulunmuş, halka açık atışma ve yarışmalar yapmıştır. Saza hakimiyette de iyi olan şair, bilhassa irticali söyleyişlerde üstünlüğünü kabul ettirmiş güçlü bir ozan olmasına rağmen ne yazık ki edebiyat dünyasınca tanınamamıştır.
Aşıklık geleneğini çok iyi bilen ve devam ettiren Elvan önceleri sosyal, sonraları dini ağırlıklı deyişlerini bir kitap haline de getirememiştir.Ömrünün son kısmını Almanya'da geçirmiş, hac farizasını yerine getirdikten sonra, genç dene- bilecek bir yaşta 18 Ekim 1979 günü Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Kabe Üzerine
Yüklendim sırtıma cümle isyanım
Huzura eli boş vardım efendim.
Kalmadı aklımda canım, vatanım
Başka bir aleme girdim efendim.
Hacer'ül Esved'e koydum başımı
Yattım da yerlere sürdüm döşümü
Silemedim gözden akan yaşımı
Tavaf ettim döndüm, durdum efendim.
Makam-ı İbrahim'de ben namaz kıldım
Halil-i Rahman'dan çok ibret aldım
Halakaya girdim, cemaat oldum
Sağa sola selam verdim efendim.
Çok gece Harem'de boynumu büktüm
Ah-ı enin edip gözyaşı döktüm
Altın oluğunda yere diz çöktüm
Allah'ıma çok yalvardım, efendim.
Mescid-i Merve'ye çok uzak kaldık
Çadırda, camide namazı kıldık
Cami sala yaptık cemaat olduk
O beldede vakfe yaptım efendim.
Lebbeyk ile girdim Selam babından
Bakamadım Beyt'e ben hicabımdan
Öptüm Beytullah'ın nur nikabından
Yüzümü yerlere sürdüm efendim.
Şamdan etrafında pervane gibi
Durmadan dolandım divane gibi
Dünyayı unuttum mestane gibi
Kucakladım Beyt'i sardım efendim.
Tavafı bitirip zemzeme geçtim
Kalbe şifa dedim doldurdum içtim
El Sa'y da yürüdü,ben ise uçtum
Koştum,koştum,koştum,durdum efendim.
Arafata çıktık bir cuma günü
Başlamıştı mü'minlerin düğünü
Gören göz sanırdı mahşer o günü
Ölmeden kefine girdim efendim.
Akşam geçer geçmez hareket ettik
Hep Müzdelife'nin yolunu tuttuk
Ordan taş topladık Mina'da attık
Şeytan-ı nefsime vurdum efendim.
Attık,attık o şeytanı taş kestik
Pazarlardan kurban aldık baş kestik
Berber bulduk traş olup saç kestik
Böyle bir murada erdim efendim.
Gündüz Beytullah'da Mina'da gece
Gittim geldim böyle üç gün üç gece
Veda tavafıyla son verdik hacca
Toplayıp yükümü dürdüm efendim.
Çok muhteşem şehir, bir şirin belde
Muhammed kokuyor her esen yelde
Çarşıda, pazarda,yürürken yolda
Ses dinledim,kulak verdim efendim.
Süzüldüm kapıdan girdim içeri
O'nda idi kainatın didarı
Toplanmış yanında sevgilileri
El bağlayıp selam verdim efendim.
Tuttum Şebeke-i Rasulullah'tan
Dedim geliyorum ben Beytullah'dan
Yalvardım şefaat bana, Allah'tan
İsyanımı açıp serdim efendim.
Gözle selam verdim hemen ağladı
Sardı kollarını bana bağladı
Dört gözü dört çeşme akdı, çağladı
Böyle bir nacivan, gördüm efendim.
Bir müddet biz böyle ağladık durduk
Bir ateşle iki gönül kavrulduk
Kolumuzu yavaş yavaş ayırdık
O kol öyle kalsa derdim efendim.
Gittim Beytullah'a farz tavafına
Sığındım Sultan'ın yüce affına
Ah bir katsa hacc-ı mebrur safına
O zaman murada erdim efendim.
Yeni bir yolculuk başladı bizde
Gözde sevinç yaşı, tebessüm yüzde
Salat-ı selam ile sahrada,düzde
Şehr-i Muhammed'e vardık efendim.
Şehre girdiğimde öğle yakındı
Çok geçmedi hemen ezan okundu
Yeşil kubbe gözlerime dokundu
Koşup Sultanım'a vardım efendim.
Mihman oldum O Sıddık-i Ekber'e
Hayran kaldım adaletli Ömer'e
Derdimi arzettim ulu hünkara
Neler,neler, neler sordum efendim.
Gece yarım idi ne idi aceb
Baktım sağ yanımda bir zayıf Arap
O da benim gibi bitkin ve harap
Hafif ondan yana döndüm efendim.
Aşktan sarhoş olduk orada,o an
Aramızdan geçmiş bir hayli zaman
O benden anlamaz ben ondan lisan
Göz göze konuştuk durduk efendim.
Sorduk kimliğini bir Pakistan'lı
Elvan da Türk oğlu, bir Türkistan'lı
Ama aynı inanç aynı imanlı
O'nun ile kardeş olduk efendim.
Elvan böyle oldu hacı, efendim
Mevlam eylemesin acı efendim
Ey benim başımın tacı efendim
Neler gördüm neler duydum efendim.
Aşık Elvan
Yaşar Fidan (1935-1983)
10 Mart 1935 tarihinde Yahyalı'nın Kopçu köyünde doğmuştur. Babası Sait, annesi Emine'dir. İlkokulu köyünde bitiren şair çiftçilikle uğraşmış, küçük yaşlarda başladığı kitap okuma ve yazma alışkanlığını ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür.
Dini, milli ve sosyal muhtevalı hicviyeleriyle başarılı bir ozandır. Saz da çalabilen aşık, çevreden gelen aşıklarla başarılı atışmalar yapmıştır.Çok sayıda şiir yazmasına rağmen bunları bir kitapta toplayamamış olan Yaşar Fidan, 29 Haziran 1983 günü, kalp yetmezliğinden vefat etmiştir.
Muhtaç Ol da Gör
Elinde olunca dostun çoğalır
Halden anlamaza muhtaç ol da gör .
Yokluğa düşersen her işin kalır
Dilden anlamaza muhtaç ol da gör.
O güleç yüzüne gahir gösterir
Bir damla su desen nehir gösterir
Sohbette bal olsa zehir gösterir
Baldan anlamaza muhtaç ol da gör.
Bütün umutları ateşe yakar
Acı konuşarak gönlünü yıkar
Dönüşü zor olan bir yola sokar
Yoldan anlamaza muhtaç ol da gör.
Fidan kaderine kendin yatırır
Aklını fikrini bu dert götürür
Gelir tam gönlüne diken batırır
Gülden anlamaza muhtaç ol da gör.
Yeme Sakın
Alimin elinden zehirleri iç
Cahilin elinden bal yeme, sakın
Uzaktır menzilin olacaksın hiç
Hedeften gayriye yol yeme, sakın.
Uyanmaz cahiller uyur da uyur
İster davul ister,zurna çal duyur
İrfan sofraları açıktır, buyur
Gaflet hamurunu gel yeme, sakın.
Kulluğunu tanı,zikret Allah'ı
Sahib-i edeb ol yok et günahı
Arşı deler geçer mazlumun ahı
Yetimin elinden mal yeme, sakın.
Gönlünü kanaat süsüne bezet
Fidan'ım acize elini uzat
Helal ye helal iç hukuku gözet
Haram çanağından yal yeme, sakın.
Yaşar Fidan
Mehmet Büber(1937- )
1937'de Yahyalı'da doğan şair, 1949'da ilkokulu bitirdi.Gözlerine müptela olan ilkbahar nezlesi yüzünden tahsiline devam edemedi. Halen çiftçilik ve bakkaliye ile iştigal eden Mehmet Büber, övgü ve yergi türündeki şiirleriyle başlattığı şairlik haytını milli ve manevi muhtevalı çalışmalarıyla devam ettirmektedir.
Anne
Sendeki sevginin nedir kaynağı
Öyle tatlısın ki Kevser ırmağı
Bütün insanların tek dayanağı
Bizlere can katan canansın anne.
Görmesem duramam bir vatan gibi
Dertli gönlümüzün sensin tabibi
Kara günün, iyi günün sahibi
Üstümüze kanat gerensin anne.
Altmışa varsak da çocuğuz hala
Okşamak istiyon hep sevgi ile
Evlat bülbül, ana benziyor güle
Bizlere ilk aşkı verensin anne.
Bilhassa bebekken verdiğin hizmet
Çektin bizim için çok büyük zahmet
İnkar edilir mi o yüce rahmet
Bulunmaz kıymetin, cevhersin anne.
Hava yağmur, güneş toprağın canı
Analar veriyor et ile kanı
Evlada ayırmış bütün zamanı
Bize hava, yağmur, güneşsin anne.
Sendeki o hasret ciğerde tüter
Uzakta yakında bizlere titrer
Duası, sevgisi, o bize yeter
Evliya gibisin, erensin anne.
Cihana sığamaz yücedir başın
O kadar tatlı ki ekmeğin, aşın
Seksene, doksana varsa da yaşım
Bizleri bir çocuk görensin, anne.
İşte büyümedik sevgilerinde
Çocuk yaşıyoruz hayallerinde
Arzun, olmamızdır emirlerinde
Hala bize emir verensin, anne.
Şu Mehmet Büber'in aşıktır sana
Ne olur hakkını helal et bana
Ver elin öpeyim ben, kana kana
Bulunmaz emsalin sen teksin, anne.
Mehmet Büber
Abdullah Parlak(1944- )
1944 Yılında Yahyalı'da doğdu. İlk ve ortaokulu Yahyalı'da tamamladı. Mimarsinan İlköğretmen Okulu'nu bitirdikten sonra Bünyan, Zara ve Yahyalı'nın köylerinde öğretmenlik yaptı. 1971 Yılında Bursa Eğitim Enstitüsü'nün Türkçe Bölümü'nden mezun olarak Kayseri Mimarsinan Öğretmen Okulu'nda edebiyat öğretmenliği ve eğitim şefliği görevlerinde bulundu.
Yahyalı Yahyagazi Lisesi müdürlüğü ile Ankara'da çeşitli liselerde yöneticilik yaptı. Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat bölümünü de bitiren Abdullah Parlak, Ankara Atatürk Anadolu Lisesi müdürü iken emekli oldu.
Aşk, güzellik, tabiat ve sosyal muhtevalı şiirleri bulunan şair-eğitimci Abdullah Parlak, bu şiirlerinin bir kısmını 1972 yılında yayımladığı "Çöktü Üstüme Dünya" adlı kitapta toplamıştır.
Arada Vatan Var
Kardeştik
Düşmanımız düşman
Dostumuz dosttu
Kardeştik
Başımızda han vardı
Dinlerdik.
Cephede düşman vardı
Öl dense
Yürekte iman vardı
Ölürdük.
Düşman vardı
Kosova'da Niğbolu'da, Mohaç'ta
Oluk oluk kan vardı
Bizans'a diz çöktüren
Sultan vardı.
Gökte ay, yıldız vardı
Hakikat vardı hakla
Üç kıtada dalga dalga bayrakla
Dünya dardı.
Uyurduk, uyandık bu karanlık düşden
Kardeştik. Düşman olduk
Devrim dedi, devrim dedi,
Çekti silahını bana
Gözlerinde kızıllığı
Ağzında salyası vardı.
Durdu, vurdu, kırdı,
Tam onbir kez,
Onbir kez öldüm vatan için,
Düşman var,
Ankara'da İstanbul'da kan var.
Şehitler yatağı Anadolu'ma
Adım başı çelme takan var.
Kırım'da, Kıbrıs'ta ağlayan,
Ağlayan var.
Düşman var.
Kardeştik,
Ankara'da, İstanbul'da kan var
O'na kardeş diyorsam
Bil ki;
Arada vatan var!
Abdullah Parlak
Mehmet Özgün (1952- )
Osman oğlu Mehmet Özgün, 1952 yılında Yahyalı'nın Tombaklı mahallesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Yahyalı'da tamamlayan şair, tahsiline devam edemedi. Halen esnaflıkla iştigal etmekte olup dini muhtevalı şiirlerini, 1966 yılında yayımladığı "İman Sesi" adlı kitapta toplamıştır.
Kendine Gel
Artık güneş batıp gider
Uyan kardeş kendine gel,
Müslüman ibadet eder
Biraz çabuk kendine gel.
Sen müslümansın, müslüman
Bu zaman bir ahir zaman
Sonunda sen verme aman
Vaktin varken kendine gel.
İşleyip günaha doyan
Hırsız olup adam soyan,
Ben de müslümanım diyen
Doğru söyle, kendine gel.
Elin ırzına göz diken
Yetim ciğerini, yakan
Çıplak kadınlara bakan
Bırak onu, kendine gel.
Hak rızasını bulmayan
Ömründe namaz kılmayan
Büyükten himmet almayan
Kıl namazı kendine gel.
Yaşı altmıştır, kudurur
Çok yetime darbe vurur.
Mehmet Özgün söyler durur
Sözüm dinle, kendine gel.
Mehmet Özgün
Yağmur Tunalı (Abdullah Postallı) (1954- )
Asıl adı Abdullah Postallı olan şair, edebiyat dünyasın- da Yağmur Tunalı imzası ile tanındı. 1954'de Yahyalı'nın Yenice mahallesinde doğdu. Atatürk ilkokulunu bitirdikten sonra Kayseri İmam-Hatip Lisesi'nde okudu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Fransız Filolojisi bölümünden me- zun olan şair, halen TRT'de yapımcı olarak çalışmaktadır. Şiirleri başta Türk Edebiyatı olmak üzere çeşitli dergilerde yayımlanmaktadır.
Sayıklamalar-I
Kapıdan döndü-apansız-girecek sandığımız
Bir güzel besteyi seslendirecek sandığımız.
O huzur, ses ve sükut içre gülüşlerdi bize
Her seherden iri güller derecek sandığımız.
Anne koynunda gibiydik, öper okşardı hayat,
Ki uçuşlardı, kanatlardı ipek sandığımız.
Ve zaman sahnesi boş şimdi... saatler öksüz...
Yine balsız... arısız kaldı petek sandığımız.
Ne şafaklarda o mana, ne gülüş var,ne de haz,
Gitti madem ki ömürler sürecek sandığımız.
Seneler sonra, nihayet, yüzümüz gülse, fakat,
Kendi yorgun, bizi dinlendirecek sandığımız.
Hep alanlarla geçen günleri kim tersyüz eder?
Bekleriz yılları, kimdir, verecek sandığımız?
Susarız sevmeye lakin, taşa rahmet okutur,
Gün gelip uğruna ölsek de çiçek sandığımız.
Biz bu hengamede bazen şaşırıp sormadayız,
Acaba şeytana benzer mi melek sandığımız.
Kimbilir, nerde bahar...nerde cömert yazlarımız
Nerdedir menzile bir gün erecek sandığımız.
Ne yazık, görmedi gözler:Ne kanat var, ne ufuk,
Bekleriz gözleri, hala, görecek sandığımız.
Sayıklamalar-II
"Kim ki layıktır, o gelsin ve buyursun" dediler:
Öpecek bir dudak istermiş, etek sandığımız.
Görelim bekliyoruz, bir öpüş ahengini biz
Yine doğsun güneş, açsın da çiçek sandığımız.
Diyoruz hep bir ağızdan, başı sensin, sonu sen!
Ya ilahi, yeter artık bitecek sandığımız!
Yiğidin harmanı elbet bu vatandır diyoruz,
Söylesin son sözü, madem şu yürek sandığımız!
Yağmur Tunalı
Mikail Tunç (1957- )
Yahyalı'nın Dikme köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Yahyalı'da tamamlayan şair, 1978'de Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünden mezun oldu. Uzun süre Yahyalı Yahyagazi Lisesi'nde Türkçe öğretmenliği yaptı. Edebiyatımızda ikinci yenilerden Sezai Karakoç ve İsmet Özel'den etkilenen şairin şiirleri başta Türk Edebiyatı olmak üzere çeşitli dergilerde yayımlanmaktadır.
Güvercinler Kıyamda
Kalbini dinle dünyanın
Sükutunda gecenin mahremi
Bir sır saklar, önünde Ebubekir
Titrek bakışlar
Namlu olur
Gezinir karanlık mağara duvarlarında.
Bir yay gerilir
Bir nur sarkar karanlıktan
İnsan döner
Zaman döner ve melekler...
Tutkular hicret olur
Düğümlenir Medine sokaklarında.
Mekke gergin
Medine sessiz
Bakışlar umut dolu...
Ey ürperten çığlık!
Ey uğuldayan haykırışlar!
Ne olur susun artık!
Bu sabır aşka döner
Bu seher yele
Gölgeler yıkılır birer birer
Zaman kurtuluşa gebe...
Güvercinler kıyamda
Hz. Ali uykuda
Umutlar volkan kesilmiş
Volkan kesilmiş umutlar
Zalimler
Özyurtları
Çok gördüler onlara.
Varsın acemice şahlansın taylar
Varsın yollar çelik halatlarla düğümlensin
Varsın çile tozsun kumlar, ne çıkar?
Hoş geldin ya Rasulallah...
Mehmet Postallı (1959 - )
Kayseri'nın Yahyalı İlçesinde 1959 yılında dünyaya geldi, Açık Öğretim Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümünden mezun oldu,askerlik dönüşü bir süre esnaflık yaptı ve bir kamu kuruluşundan emekliye ayrılmış bulunan şair evli, Yavuz ve Fatma Betül isminde iki çoçuk, Canan, Fatma Merve ve Elif isimli 3 torun sahibidir. Şiirleri birçok gazete, dergi ve şiir antolojilerinde yayınlanmıştır, çeşitli şiir yarışmalarında 3 birincilik 1 ikincilik, 1 üçüncülük, 5 adet de mansiyon ödülü kazanmıştır. Şiirlerini heceli ve kafiyeli olarak yazmakta olan şairin Toprağa bir Can Düştü ve Can Çiçeğim isimli 2 adet şiir kitabı yayınlanmştır.
Anadolu Hececileri isimli ortak bir şiir kitabı çıkmıştır, Anasam 1 Şiir Antolojisin, Anadolu 2 Şiir antolojisi ve Türk Şairleri Şiir Antolojisi 4 de şiirleri bulunmaktadır.
Toprağa Bir Can Düştü ve Can Çiçeğim isimli şiir kitaplarım Gündüz Yayınevi tarafından çıkartılmıtır.
NOT: Şiirlerinden örnekleri şiirler sayfamızda bulabilirsiniz.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|












